4 direkte Treffer gefunden für: hayati


77 indirekte Treffer gefunden für: hayati

Deutsch Türkisch
nicht lebensnotwendig hayati önemi yok
am Abgrund des Lebens hayatın uçurumunda
Angst um das eigene Leben haben {sub} {f} hayatından endişe duymak
Angst um sein eigenes Leben haben hayatından endişe duymak
Angst um sein eigenes Leben haben hayatından korkmak
auf dem letzten Loch pfeifen {v} hayatı kaymış olmak
auf Lebzeiten verbannen hayatı boyunca yasaklı
Auf und Ab des Lebens {sub} {n} hayatın iniş ve çıkışı
ausleben, sich {v} hayatın tadını çıkarmak
austoben, sich {v} hayatın tadını çıkarmak
beste Jahre des Lebens hayatın en iyi zamanları
bestreiten {v} [bestritt, habe bestritten] hayatını kazanmak
die Biochemie {sub} {f} hayati kimya
biozentrisch {adj} hayatı korumaya ve yüceltmeğe odaklı
bis an sein Lebensende hayatının sonuna kadar
Blüte des Lebens {sub} {f} hayatın parlak dönemi
Blütezeit des Lebens {sub} {f} hayatın parlak dönemi
das A und O [essentielle Wichtigkeit] hayati önemi olan
das halbe Leben hayatın yarısı
das Leben bereichern {v} hayatı zenginleştirmek
das Leben besser gestalten {v} hayatı daha iyi düzene sokmak
das Leben einsetzen hayatını tehlikeye atmak
das Leben einsetzen hayatını tehlikeye koymak
das Leben kennen lernen hayatı öğrenmek
das Lebensnotwendige hayati önemi olan
Das Wasser des Lebens hayatın suyu
den Boden unter den Füßen verlieren hayatı kaymak
der Rhythmus des Lebens hayatın ritmi
die Annehmlichkeiten des Lebens hayatın güzel tarafları
die Tatsachen des Lebens hayatın gerçekleri
die Umstände des Lebens {sub} {pl} hayatın şartları
Drohung mit Gefahr für Leib und Leben {sub} {f} hayati tehlike ile tehdit
edle Teile {sub} {pl} hayati organlar
der Egotrip {sub} {m} hayatını benlikçiliğe göre ayarlama
eine Blütezeit erleben {v} hayatının haraını yaşamak
eine lebenswichtige Frage hayati bir soru
eine lebenswichtige Rolle spielen {v} hayati bir rol oynamak
eine Tatsache des Lebens hayatın bir gerçeği
einen lebenswichtigen Geldhahn zudrehen hayati bir önemde bir para musluğunu kapatmak
Ernst des Lebens hayatın zorlukları
es geht um sein Leben hayatı söz konusu
es kann dich den Kopf kosten hayatına malolabilir
essentiell {adj} hayati önemi olan
essenzielle Aminosäure {sub} {f} hayati önemi olan amino asidi
festen Boden unter sich haben {v} hayatını sağlama bağlamak
Findest du dich zurecht? hayatın başına çıkabiliyormusun?
Fluch seines Lebens {sub} {m} hayatının uğursuzluğu
für den Rest seines Lebens hayatının geri kalan zamanında
Gefahr für Leib und Leben {sub} {f} hayati tehlike
Genick brechen {v} hayatını mahvetmek
ich habe mein Leben vergeudet hayatımı boşuna geçirdim
das Arbeitsleben {sub} {n} hayatı
das Arbeitsleben {sub} {n} çalışma hayatı
das Berufsleben {sub} {n} meslek hayatı
das Betriebsleben {sub} {n} faaliyet hayatı
der Büroalltag {sub} {m} büro hayatı
das Dorfleben {sub} {n} köy hayatı
das Eheleben {sub} {n} karı koca hayatı
die Erotik {sub} {f} [Liebesleben] seks hayatı
das Erwachsenenleben {sub} {n} yetişkin hayatı
das Erwerbsleben {sub} {n} hayatı
das Familienleben {sub} {n} aile hayatı
feuchtfröhliches Nachtleben {sub} {n} çakırkeyif gece hayatı
das Geistesleben {sub} {n} fikir hayatı
das Geschlechtsleben {sub} {n} seks hayatı
das Geschäftsleben {sub} {n} hayatı
das Großstadtleben {sub} {n} büyükşehir hayatı
die Hofhaltung {sub} {f} saray hayatı
das Hungerleben {sub} {n} açlık hayatı
höfisches Leben {sub} {n} saray hayatı
das Junggesellenleben {sub} {n} bekâr hayatı
das Klosterleben {sub} {n} manastır hayatı
der Kommiss {sub} {m} [Militär] askerlik hayatı
das Kulturleben {sub} {n} kültür hayatı
das Landleben {sub} {n} köy hayatı
Leben in Großstadt {sub} {n} büyükşehir hayatı
die Lebensarbeitszeit {sub} {f} çalışma hayatı
0.003s