5 direkte Treffer gefunden für: yaşam


50 indirekte Treffer gefunden für: yaşam

Deutsch Türkisch
Abend des Lebens {sub} {m} yaşamın son günleri
Abend des Lebens {sub} {m} yaşamın sonbaharı
aerob yaşamak için oksijene ihtiyaç duyan
der Aerobier {sub} {m} yaşamak için oksijene ihtiyaç duyan canlı
allopatrische Artbildung {sub} {f} yaşam çevreleri çakışmadan tür oluşumu
alltägliche Seite {sub} {f} yaşamın günlük yönü
am Ende der Lebensdauer {sub} {f} yaşam süresi sonunda
am Leben hängen {v} yasama sarılmak
am Leben verzweifeln {v} yaşamdan şüphe etmek
anaerob yaşamak için oksijene ihtiyacı olmayan
Anzeichen der Belebung {sub} {n} yaşama dönüş belirtisi
die Atmungskette {sub} {f} [Energietransportkette] yaşam enerjisi zinciri
aufgeben {v} [gab auf, hat aufgegeben] yaşama ümidi kalmamak
der Aufwand {sub} {m} yaşam tarzı
aus dem Leben scheiden yaşama veda etmek
auseinander gelebt [alt] yaşama dair ilgi odakları ayrılmış
auseinandergelebt [alt] yaşam biçimleri değişmiş
ausleben, sich {v} yaşamaktan zevk almak
austoben, sich {v} yaşamanın zevkine varmak
austollen {v} yaşamanın zevkine varmak
die Autobiografie {sub} {f} yaşam öyküsü
Bestimmung der Lebensdauer {sub} {f} yaşam süresini belirleme
biografische Methode {sub} {f} yaşam hikâyesi metodu
die Biographie {sub} {f} yaşam öyküsü
biographisch {adj} yaşamöyküsel
die Biometrie {sub} {f} yaşamölçüm
biometrisch {adj} yaşamölçümsel
die Chronobiologie {sub} {f} yaşam süreçlerini inceleyen biyoloji bilim dalı
das ganze Leben lang yaşam boyu
das Leben erhalten yaşamı korumak
das Leben verlängern yaşamı uzatmak
die Daseinsberechtigung {sub} {f} {ugs.} yaşama hakkı
die Devise {sub} {f} yaşam felsefesi
die Annehmlichkeiten des Lebens yaşamın hoş yönleri
die Beschwerlichkeiten des Lebens yaşamın zorlukları
die Daseinsberechtigung {sub} {f} yaşama hakkı
die Lebensqualität beeinträchtigen yaşam kalitesini etkilemek
Dinge, die den Wohlstand ausmachen yaşam seviyesini belirleyen şeyler
durchleben {v} yaşamak
ein neues Kapitel im Leben yaşamda yeni bir sayfa
enthaltsam {adj} yaşam zevklerinden uzak
er hat mit dem Leben abgeschlossen yaşama veda etti
er hatte keinen Lebensmut mehr yaşam cesareti kalmamıştı
das Erhaltungsfutter {sub} {n} yaşam koruyucu yiyecek
die Erhaltungsfütterung {sub} {f} yaşam koruyucu besleme
Erhöhung des Lebensniveaus {sub} {f} yaşam seviyesinin artışı
das Erleben {sub} {n} yaşama
erleben {v} yaşamak
der Erlebensfall {sub} {m} [bei Lebensversicherung] yaşama durumu
der Erlebensfall {sub} {m} yaşam durumu
0.003s