7 direkte Treffer gefunden für: için


50 indirekte Treffer gefunden für: için

Deutsch Türkisch
abgefüllt in içine dolan
abgekapselt leben {v} içine kapalı yaşamak
abkapseln, sich {v} içine kapanmak
der Abstreifstift {sub} {m} içine kaçan çivi
ahnen {v} [ahnte, hat geahnt] içine doğmak
animieren {v} içini kıpırdatmak
anjammern {v} içini dökmek
anni currentis [veraltet: laufenden Jahres; Abkürzung: a. c.] içinde bulunan yılın
anno currentis {adv} içinde bulunulan yılın
asbesthaltig {adj} içinde asbest olan
auf beiliegendem Bestellschein içinde bulunan sipariş kâğıdı ile
aufbohren {v} [bohrte auf, hat aufgebohrt] içini torna etmek
der Aufbohrer {sub} {m} içini torna etme bıçağı
aufgehen {v} [ging auf, ist aufgegangen] içinde yok olmak
aufgehen {v} [ging auf, ist aufgegangen] içine karışıp gitmek
das Aufgussverfahren {sub} {n} içine dökme metodu
aufseufzen {v} içini çekmek
aufstöhnen {v} [störte auf, hat aufgestört] için için inlemek
aus dem Stegreif içine doğduğu gibi
ausbohren {v} [bohrte aus, hat ausgebohrt] içini oymak
ausdrehen {v} içini torna etmek
ausgepolstert [er, sie, es hat~] içini doldurdu
aushöhlen {v} [höhlte aus, hat ausgehöhlt] içini oymak
das Auskehlen {sub} {n} içini oyma
auskehlen {v} [kehlte aus, hat ausgekehlt] içini açmak
auskehlen {v} [kehlte aus, hat ausgekehlt] içini oymak
auskratzen {v} [kratzte aus, hat ausgekratzt] içini kazımak
ausmeißeln {v} içini oymak
ausmeißelnd {adj} içini oyan
ausnehmen {v} [nahm aus, hat ausgenommen] içinden çekmek
ausnehmen {v} [nahm aus, hat ausgenommen] içinden çıkarmak
ausnehmen {v} [nahm aus, hat ausgenommen] içini boşaltıp temizlemek
ausnehmen {v} [Wild] içini ayıklamak
das Ausnehmer {sub} {n} içini ayıklayıcı
ausschleifen {v} içini oymak
ausspringen {v} [sprang aus, hat ausgesprungen] içinden çıkıp fırlamak
auswattieren {v} içini pamukla doldurmak
autochtone Ideen {sub} {pl} içinde kendine ait olmayan düşüncelerin doğması
das Befinden {sub} {n} içinde bulunulan durum
begreifen {v} [begriff, hat begriffen] içine almak
beigepackte Muster {sub} {pl} içindeki numuneler
beklagen {v} [beklagte, hat beklagt] için için üzülmek
bemannte Ballon {sub} {m} içinde insan olan balon
bewohnbar {adj} içinde oturulabilir
beziehbar {adj} içinde oturulabilir
binnen [Präposition] içinde
das Bodenfeuer {sub} {n} için için yanma
da geht einem das Herz auf içini döküyor
darein {adv} içine
darin {adv} içinde
0.002s