10 direkte Treffer gefunden für: essen


77 indirekte Treffer gefunden für: essen

Deutsch Türkisch
Essen auf den Teller geben tabağa yemek koymak
Essen auf Rädern {sub} {n} mobil yemek servisi
Essen auf Rädern {sub} {n} taşıtla yemek taşıma servisi
Essen aus Langeweile {sub} {n} can sıkıntısından yemek yeme
Essen außer Haus {sub} {m} ev dışında yemek yeme
essen fahren {v} taşıtla yemek taşımak
essen gehen {v} yemege gitmek
Essen hat fabelhaft geschmeckt {sub} {n} yemek çok lezzetli imiş
Essen im Freien piknik yemeği
Essen ist alle yemek bitti
Essen ist alle yemek tükendi
Essen ist angebrannt {sub} {n} yemek yandı
Essen ist kalt {sub} {n} yemek soğuk
Essen kochen yemek pişirmek
Essen mit 3 Gängen üç çeşit yemek
Essen mit fünf Gängen beş çeşit yemek
essen mit trinken içkili yemek
essen muss der Mensch insan yemek yemeli
essen müssen wir alle hepiniz yemek yemeliyiz
Essen reichen {v} yemek vermek
Essen richten yemek hazırlamak
Essen schmeckt etwas scharf Yemeğin tadı biraz acı
Essen und Trinken {sub} {n} yeme ve içme
essen und trinken yiyip içmek
essen wegputzen {ugs.} yemeği tam yiyerek çıkarmak
Essen wieder von sich geben yemeği tekrar çıkarmak
Essen zu Ehren einer Person bir kişi onuruna yemek
Essen zubereiten {v} yemek yapmak
Essen zum Mitnehmen götürmek için yemek
Essen, bei dem jeder etwas mitbringt herkesin bir şeyler getirdiği yemek
essend {adj} yiyen
der Essener {sub} {m} [aramäisch die Frommen] Essen` liler
die Essenerin {sub} {f} [weiblich] Essen`li bayan
das Essengas {sub} {n} baca gazı
der Essenholer {sub} {m} [Militär] karavana görevlisi
der Essenholer {sub} {m} [Militär] karavanacı
der Essenkanal {sub} {m} baca kanalı
der Essenkehrer {sub} {m} akçı
die Essenmarke {sub} {f} yemek kuponu
Essens- [Gen.] yemeğin
der Essensbon {sub} {m} yemek kuponu
der Essenscoupon {sub} {m} yemek kuponu
die Essenseinladung {sub} {f} yemek daveti
das Essensgeld {sub} {n} yemek parası
die Essensglocke {sub} {f} yemek vakti çanı
der Essensgutschein {sub} {m} yemek kâğıdı
die Essensmarke {sub} {f} yemek kuponu
die Essenspause {sub} {f} yemek molası
die Essensportionen {sub} {pl} yenek porsiyonları
der Essensrest {sub} {m} yemek artığı
die Essensreste {sub} {pl} yemek artıkları
(wild) ins Kraut schießen {v} [stark zunehmen / wachsen; sich schnell verbreiten] hemen yayarak çoğaltmak [örneğin bir lafı yayarak büyütmek]
aasfressen {v} leş yemek
Abendbrot essen {v} akşam yemeği yemek
das Abendessen {sub} {n} akşam yemeği
die Abendessen {sub} {pl} akşam yemekleri
abessen {v} [ ab, hat abgegessen] hepsini yemek
abessen {v} [ ab, hat abgegessen] tabağı silip süpürmek
das Abfließen {sub} {n} akıp gitme
abfließen {v} [floss ab, ist abgeflossen] akmak
abfließen {v} [floss ab, ist abgeflossen] akıb gitmek
abfließen {v} [floss ab, ist abgeflossen] dışarı atmak
abfließen {v} [floss ab, ist abgeflossen] sızmak
abfließen {v} [Geld: floss ab, ist abgeflossen] yurdışına gitmek
das Abflussmessen {sub} {n} akıntı ölçme
abfressen {v} [Techn.] aşındırmak
abfressen {v} otlamak
abfressen {v} yemek yemek
abgefressen aşınmış
abgemessen ölçülmüş
abgesessen yiyip bitirmiş
abgießen {v} [goss ab, hat abgegossen] aktarmak
abgießen {v} [goss ab, hat abgegossen] dökmek
abgießen {v} [goss ab, hat abgegossen] döküm yapmak
abgießen {v} [goss ab, hat abgegossen] ergitmek
Abgleich von Interessen {sub} {m} çıkarları dengeleme
das Abkantpressen {sub} {n} kenar kıvırma
0.003s